•                 MEMORİAL Ankara Hastanesi
    Balgat Mah. Mevlana Bulv, Balgat, 1422. Sk. No: 4, Çankaya/Ankara                

Tiroid Cerrahisi Komplikasyonları

Tiroid Cerrahisi Komplikasyonları

Tiroid cerrahisi, deneyimli cerrahlar tarafından yapıldığında bile belirli komplikasyon riskleri taşır. Bu komplikasyonların bilinmesi, erken tanı ve tedavisi, cerrahi sonuçların iyileştirilmesi ve hasta memnuniyetinin artırılması açısından önemlidir. Tiroid cerrahisi komplikasyonları, erken (intraoperatif veya postoperatif ilk 24-48 saat) ve geç (postoperatif dönemde sonraki günler veya haftalar) olarak sınıflandırılabilir.

Rekürren Laringeal Sinir Hasarı ve Ses Kısıklığı

Rekürren laringeal sinir (RLS), vokal kordların hareketini sağlayan sinirdir ve tiroid cerrahisi sırasında hasar görme riski taşır. RLS hasarı, tiroid cerrahisinin en önemli komplikasyonlarından biridir ve ses kısıklığı, ses yorgunluğu, yutma güçlüğü gibi semptomlara neden olabilir.

İnsidans: RLS hasarı insidansı, cerrahın deneyimi, cerrahinin tipi ve kapsamı, altta yatan patoloji ve sinir monitörizasyonu kullanımı gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Geçici RLS hasarı %2-11, kalıcı RLS hasarı %0.5-5 oranında bildirilmiştir. Risk, total tiroidektomi, santral boyun diseksiyonu, reoperation, büyük guatr ve invaziv kanser varlığında artar.

Mekanizma: RLS hasarı, sinirin kesilmesi, bağlanması, ezilmesi, gerilmesi, termal hasar (elektrokoter) veya iskemi (vasküler hasar) sonucu oluşabilir. Hasar, nöropraksi (geçici fonksiyon kaybı), aksonotmezis (aksonal hasar, ancak sinir kılıfı intakt) veya nörotmezis (tam sinir kesisi) şeklinde olabilir.

Klinik Bulgular: Unilateral RLS hasarında, ses kısıklığı, ses yorgunluğu, yüksek seslere ulaşamama, öksürük etkinliğinde azalma ve minimal yutma güçlüğü görülebilir. Bilateral RLS hasarı daha nadirdir, ancak daha ciddidir ve stridor, dispne ve hava yolu obstrüksiyonuna neden olabilir, acil trakeostomi gerektirebilir.

Tanı: RLS hasarı şüphesinde, indirekt veya fiberoptik laringoskopi ile vokal kord fonksiyonu değerlendirilir. Vokal kordlar, normal durumda simetrik olarak hareket eder. Unilateral paralizi durumunda, etkilenen kord orta hatta veya paramedian pozisyonda hareketsiz kalır. Bilateral paralizi durumunda, her iki kord paramedian pozisyonda hareketsiz kalır.

Tedavi: Tedavi, hasarın tipine, şiddetine ve süresine göre belirlenir:

  • Geçici Paralizi (Nöropraksi): Genellikle 6-12 hafta içinde kendiliğinden düzelir. Bu süreçte, ses terapisi ve ses hijyeni önerilir.
  • Kalıcı Unilateral Paralizi: Ses terapisi, enjeksiyon laringoplasti (vokal korda dolgu maddesi enjeksiyonu), tiroplasti (tiroid kıkırdağa implant yerleştirme) veya aritenoid adduction gibi cerrahi tedaviler uygulanabilir.
  • Bilateral Paralizi: Acil hava yolu obstrüksiyonu durumunda trakeostomi gerekebilir. Uzun dönemde, lateral kordotomi, aritenoidektomi veya posterior kordektomi gibi cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Önleme: RLS hasarını önlemek için, sinirin görsel olarak tanımlanması, nazik diseksiyon teknikleri, sinir yakınında elektrokoter kullanımından kaçınma ve intraoperatif sinir monitörizasyonu kullanımı önerilir. İntraoperatif sinir monitörizasyonu, özellikle riskli vakalarda (reoperation, büyük guatr, invaziv kanser) faydalı olabilir.

Kalıcı ve Geçici Hipoparatiroidizm/Hipokalsemi

Hipoparatiroidizm, paratiroid bezlerin yanlışlıkla çıkarılması veya kan dolaşımının bozulması sonucu fonksiyon kaybı ve buna bağlı hipokalsemi ile karakterize bir durumdur. Tiroid cerrahisi sonrası en sık görülen komplikasyonlardan biridir.

İnsidans: Geçici hipoparatiroidizm insidansı %10-50, kalıcı hipoparatiroidizm insidansı %1-5 olarak bildirilmiştir. Risk, total tiroidektomi, santral boyun diseksiyonu, reoperation, büyük guatr, Graves hastalığı ve cerrahın deneyim eksikliği durumunda artar.

Mekanizma: Hipoparatiroidizm, paratiroid bezlerin yanlışlıkla çıkarılması, vasküler pediküllerinin hasarı veya cerrahi travma sonucu geçici iskemi nedeniyle gelişebilir. Paratiroid hormon (PTH) eksikliği, kalsiyum metabolizmasının bozulmasına ve hipokalsemiye yol açar.

Klinik Bulgular: Hipokalseminin klinik belirtileri, serum kalsiyum düzeyine ve düşüş hızına bağlıdır. Hafif hipokalsemide, perioral ve ekstremite parestezileri, karıncalanma ve uyuşma görülebilir. Orta-şiddetli hipokalsemide, kas krampları, tetani, Chvostek ve Trousseau belirtileri, laringospazm, nöbetler ve QT uzaması gelişebilir. Semptomlar, genellikle ameliyat sonrası 24-48 saat içinde ortaya çıkar.

Tanı: Tanı, klinik bulgular ve laboratuvar testleri ile konur. Serum kalsiyum (total ve iyonize), fosfor, magnezyum ve PTH düzeyleri ölçülür. Hipokalsemi, serum total kalsiyum <8.0 mg/dL veya iyonize kalsiyum <1.0 mmol/L olarak tanımlanır. PTH düzeyi düşük veya ölçülemez seviyededir.

Tedavi: Tedavi, hipokalseminin şiddetine ve semptomların varlığına göre belirlenir:

  • Asemptomatik Hafif Hipokalsemi: Oral kalsiyum takviyesi (kalsiyum karbonat veya kalsiyum sitrat, 1-3 g/gün, bölünmüş dozlarda) ve gerekirse aktif D vitamini (kalsitriol, 0.25-1 mcg/gün) başlanır.
  • Semptomatik veya Orta-Şiddetli Hipokalsemi: İntravenöz kalsiyum glukonat (1-2 ampul, 10-20 ml %10’luk solüsyon, 10-20 dakikada yavaş infüzyon) uygulanır. Semptomlar kontrol altına alındıktan sonra, oral kalsiyum ve D vitamini tedavisine geçilir.
  • Dirençli veya Şiddetli Hipokalsemi: Sürekli intravenöz kalsiyum infüzyonu (kalsiyum glukonat, 1-2 mg/kg/saat) ve yüksek doz aktif D vitamini tedavisi gerekebilir. Bu hastalarda, magnezyum düzeyi de kontrol edilmeli ve gerekirse replase edilmelidir.

Takip: Geçici hipoparatiroidizm genellikle 1-6 hafta içinde düzelir. Kalıcı hipoparatiroidizm (>6 ay) gelişen hastalarda, uzun süreli kalsiyum ve D vitamini tedavisi gerekir. Bu hastalarda, serum kalsiyum, fosfor, magnezyum, PTH, 25-OH vitamin D düzeyleri ve 24 saatlik idrarda kalsiyum atılımı düzenli olarak kontrol edilmelidir. Hedef, serum kalsiyum seviyesini normal alt sınırda (8.0-8.5 mg/dL) tutmak ve hiperkalsüri gelişimini önlemektir.

Önleme: Hipoparatiroidizmi önlemek için, paratiroid bezlerin tanımlanması ve korunması, vasküler pediküllerinin korunması, yanlışlıkla çıkarılan veya devaskularize olan bezlerin ototransplantasyonu ve cerrahi spesimenin incelenerek paratiroid doku varlığının kontrol edilmesi önerilir. Ayrıca, preoperatif D vitamini eksikliğinin düzeltilmesi ve intraoperatif PTH ölçümü de faydalı olabilir.

Kanama ve Hematom

Postoperatif kanama ve hematom, tiroid cerrahisinin nadir ancak potansiyel olarak hayatı tehdit eden komplikasyonlarıdır. Boyun bölgesindeki sınırlı alan nedeniyle, hematom hızla hava yolu obstrüksiyonuna neden olabilir.

İnsidans: Postoperatif kanama ve hematom insidansı %0.1-1.5 olarak bildirilmiştir. Risk, erkek cinsiyet, ileri yaş, büyük guatr, Graves hastalığı, antikoagülan kullanımı ve hipertansiyon varlığında artar.

Mekanizma: Kanama, yetersiz hemostaz, ligasyon hattından kayma, koagülopati veya postoperatif hipertansiyon nedeniyle gelişebilir. En sık kanama kaynakları, superior ve inferior tiroid arterler, orta tiroid ven ve küçük venöz pleksuslerdir.

Klinik Bulgular: Postoperatif kanama, genellikle ameliyat sonrası ilk 6-12 saat içinde gelişir. Klinik bulgular arasında, boyunda şişlik, gerginlik, ağrı, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, dispne ve stridor yer alır. Fizik muayenede, insizyon hattında gerginlik, ekimoz ve dren varsa drenajda artış görülebilir. İleri vakalarda, hava yolu obstrüksiyonu belirtileri (stridor, siyanoz, anksiyete) gelişebilir.

Tedavi: Hematom şüphesinde, acil müdahale gerekir. İlk adım, insizyon hattındaki dikişlerin açılması ve hematomun boşaltılmasıdır. Bu işlem, genellikle hasta odasında veya acil serviste yapılabilir ve hava yolu obstrüksiyonunu hızla rahatlatır. Daha sonra, kanama kaynağının belirlenmesi ve kontrolü için ameliyathane şartlarında eksplorasyon gerekebilir. Ciddi hava yolu obstrüksiyonu durumunda, endotrakeal entübasyon veya acil trakeostomi gerekebilir.

Önleme: Postoperatif kanamayı önlemek için, dikkatli hemostaz, enerji bazlı cihazların uygun kullanımı, kan sulandırıcı ilaçların perioperatif yönetimi, postoperatif kan basıncı kontrolü ve yakın takip önemlidir. Ayrıca, bazı cerrahlar, yüksek riskli hastalarda dren kullanımını tercih eder, ancak dren kullanımının kanama riskini azalttığına dair kesin kanıt yoktur.

Yara Yeri Enfeksiyonu

Tiroid cerrahisi sonrası yara yeri enfeksiyonu, nadir görülen bir komplikasyondur. Temiz cerrahi kategorisinde yer alan tiroid cerrahisinde, enfeksiyon riski genellikle düşüktür.

İnsidans: Yara yeri enfeksiyonu insidansı %0.3-2 olarak bildirilmiştir. Risk, diyabet, obezite, malnutrisyon, immünsupresyon, uzun ameliyat süresi ve dren kullanımı durumunda artar.

Mekanizma: Enfeksiyon, genellikle cilt florası (Staphylococcus aureus, koagülaz-negatif stafilokoklar) veya daha nadiren çevre dokulardan (orofaringeal flora) kaynaklanan bakterilerle gelişir. Kontamine cerrahi aletler, yetersiz cilt hazırlığı veya cerrahi teknik de enfeksiyon riskini artırabilir.

Klinik Bulgular: Yara yeri enfeksiyonu belirtileri arasında, insizyon hattında kızarıklık, şişlik, ısı artışı, hassasiyet, pürülan akıntı ve sistemik enfeksiyon bulguları (ateş, lökositoz) yer alır. Enfeksiyon, genellikle ameliyat sonrası 3-5. günlerde gelişir.

Tedavi: Tedavi, enfeksiyonun şiddetine ve yaygınlığına göre belirlenir:

  • Yüzeyel Enfeksiyon: Lokal yara bakımı, sıcak kompres uygulaması ve gerekirse oral antibiyotik tedavisi yeterli olabilir.
  • Derin Enfeksiyon veya Apse: Cerrahi drenaj, yara debridmanı ve intravenöz antibiyotik tedavisi gerekebilir. Kültür ve antibiyogram sonuçlarına göre, antibiyotik tedavisi düzenlenmelidir.
  • Nekrotizan Fasiit: Nadir ancak hayatı tehdit eden bir komplikasyondur. Geniş cerrahi debridman, geniş spektrumlu intravenöz antibiyotik tedavisi ve yoğun bakım desteği gerektirir.

Önleme: Yara yeri enfeksiyonunu önlemek için, aseptik cerrahi teknik, uygun cilt hazırlığı, cerrahi el yıkama, steril örtünme ve gerektiğinde profilaktik antibiyotik kullanımı önemlidir. Ayrıca, risk faktörlerinin (diyabet, obezite) preoperatif optimizasyonu ve postoperatif yara bakımı da enfeksiyon riskini azaltabilir.

Seroma

Seroma, cerrahi alan içinde seröz sıvı birikmesidir ve tiroid cerrahisi sonrası görülebilen bir komplikasyondur. Genellikle selim seyirlidir, ancak rahatsızlık, kozmetik sorunlar ve nadiren enfeksiyon riskine neden olabilir.

İnsidans: Seroma insidansı %1-6 olarak bildirilmiştir. Risk, geniş diseksiyon, büyük ölü boşluk, dren erken çekilmesi veya kullanılmaması ve lenf nodu diseksiyonu durumunda artar.

Mekanizma: Seroma, cerrahi travma sonucu lenfatik ve kapiller sızıntı, inflamatuvar eksüda ve ölü boşluk varlığı nedeniyle gelişir. Seröz sıvı, genellikle transüda karakterindedir ve protein içeriği düşüktür.

Klinik Bulgular: Seroma, genellikle ameliyat sonrası 7-10. günlerde gelişir. Klinik bulgular arasında, insizyon hattında şişlik, fluktüasyon, gerginlik ve minimal ağrı yer alır. Enfeksiyon belirtileri (kızarıklık, ısı artışı, pürülan akıntı) genellikle yoktur.

Tedavi: Tedavi, seromanın boyutuna ve semptomlarına göre belirlenir:

  • Küçük, Asemptomatik Seroma: Genellikle kendiliğinden rezorbe olur ve tedavi gerektirmez. Hasta, seroma belirtileri ve enfeksiyon bulguları konusunda bilgilendirilmelidir.
  • Büyük veya Semptomatik Seroma: İğne aspirasyonu ile boşaltılabilir. Aspirasyon, steril koşullarda yapılmalı ve gerekirse tekrarlanmalıdır. Tekrarlayan seroma durumunda, kompresif bandaj uygulaması veya sklerozan ajan enjeksiyonu düşünülebilir.
  • Enfekte Seroma: Cerrahi drenaj, yara debridmanı ve antibiyotik tedavisi gerekebilir.

Önleme: Seroma oluşumunu önlemek için, ölü boşluk bırakmadan dokuların yaklaştırılması, gerektiğinde dren kullanımı ve kompresif bandaj uygulaması önerilir. Dren kullanıldığında, drenaj miktarı 30 ml/gün’ün altına düşene kadar yerinde bırakılmalıdır.

Hipertrofik Skar ve Keloid

Tiroid cerrahisi sonrası, cerrahi insizyon hattında anormal skar dokusu oluşumu (hipertrofik skar veya keloid) gelişebilir. Bu durum, kozmetik sorunlara, rahatsızlığa ve psikolojik sıkıntıya neden olabilir.

İnsidans: Hipertrofik skar insidansı %2-5, keloid insidansı %0.5-1 olarak bildirilmiştir. Risk, genetik yatkınlık, koyu cilt rengi, genç yaş, gebelik, insizyon yönü (Langer çizgilerine dik insizyonlar) ve yara komplikasyonları (enfeksiyon, dehisens) durumunda artar.

Mekanizma: Hipertrofik skar ve keloid, anormal yara iyileşmesi sürecinin sonucudur. Fibroblast proliferasyonu, kollajen sentezi ve matriks metalloproteinaz aktivitesi arasındaki dengesizlik, aşırı skar dokusu oluşumuna neden olur. Hipertrofik skar, insizyon hattı ile sınırlıdır ve zamanla geriler. Keloid ise, insizyon hattını aşar, çevre dokulara yayılır ve genellikle kendiliğinden gerilemez.

Klinik Bulgular: Hipertrofik skar ve keloid, genellikle ameliyat sonrası 1-3. aylarda gelişir. Klinik bulgular arasında, insizyon hattında kabarık, sert, kırmızı veya mor renkli skar dokusu, kaşıntı, hassasiyet ve hareket kısıtlılığı yer alır.

Tedavi: Tedavi, skar tipine, boyutuna ve semptomlarına göre belirlenir:

  • Silikon Jel/Bant: Skar dokusunu yumuşatır, hidrasyonu artırır ve kollajen sentezini düzenler. Günde 12-24 saat, en az 2-3 ay kullanılmalıdır.
  • Baskı Tedavisi: Özel baskı giysileri veya bandajlar, skar dokusunda kollajen reorganizasyonunu sağlar. Günde 12-24 saat, en az 6 ay kullanılmalıdır.
  • İntralezyonel Steroid Enjeksiyonu: Triamsinolon asetonid (10-40 mg/ml), 4-6 hafta aralıklarla enjekte edilir. Kollajen sentezini azaltır ve fibroblast proliferasyonunu inhibe eder.
  • Lazer Tedavisi: Pulse dye lazer, CO2 lazer veya Nd:YAG lazer, skar dokusunun rengini ve kabarıklığını azaltabilir.
  • Cerrahi Eksizyon: Hipertrofik skarlarda etkili olabilir, ancak keloidlerde nüks riski yüksektir. Cerrahi eksizyon sonrası, nüksü önlemek için steroid enjeksiyonu, radyoterapi veya diğer adjuvan tedaviler uygulanabilir.
  • Diğer Tedaviler: 5-Fluorourasil, bleomisin, interferon, botulinum toksin enjeksiyonları, kriyoterapi ve radyoterapi gibi alternatif tedaviler de kullanılabilir.

Önleme: Hipertrofik skar ve keloid oluşumunu önlemek için, cilt kıvrımlarına uygun insizyon, atravmatik cerrahi teknik, uygun yara kapama, erken sütür alınması ve postoperatif skar bakımı önemlidir. Risk faktörü olan hastalarda, profilaktik silikon jel/bant uygulaması veya intralezyonel steroid enjeksiyonu düşünülebilir.

Yutma Güçlüğü

Tiroid cerrahisi sonrası, bazı hastalarda yutma güçlüğü (disfaji) gelişebilir. Bu durum, geçici veya kalıcı olabilir ve hastanın beslenme durumunu ve yaşam kalitesini etkileyebilir.

İnsidans: Postoperatif disfaji insidansı %5-10 olarak bildirilmiştir. Risk, geniş diseksiyon, rekürren laringeal sinir hasarı, superior laringeal sinir hasarı, özofagus hasarı ve entübasyon travması durumunda artar.

Mekanizma: Disfaji, çeşitli mekanizmalarla gelişebilir:

  • Rekürren Laringeal Sinir Hasarı: Vokal kord paralizisi, glottik kapanmayı bozar ve aspirasyon riskini artırır.
  • Superior Laringeal Sinir Hasarı: Krikotiroid kas paralizisi, ses perdesi gerginliğini ve larengeal elevasyonu etkiler.
  • Özofagus Hasarı: Direkt cerrahi travma veya termal hasar, özofagus motilitesini bozabilir.
  • Periferal Sinir Hasarı: Faringeal pleksus veya glossofaringeal sinir hasarı, faringeal kontraksiyon ve duyuyu etkileyebilir.
  • Skar Dokusu: Cerrahi alan çevresinde gelişen skar dokusu, larengeal ve özofageal hareketleri kısıtlayabilir.
  • Psikolojik Faktörler: Anksiyete, depresyon ve somatizasyon, disfaji algısını artırabilir.

Klinik Bulgular: Disfaji, genellikle ameliyat sonrası erken dönemde başlar. Klinik bulgular arasında, yutma sırasında boğazda takılma hissi, yutma ağrısı (odinofaji), öksürük, boğulma hissi, nazal regürjitasyon ve kilo kaybı yer alır. Semptomlar, genellikle katı gıdalarda daha belirgindir.

Tanı: Tanı, klinik bulgular ve görüntüleme yöntemleri ile konur. Videofloroskopik yutma çalışması (baryumlu yutma) veya fiberoptik endoskopik yutma değerlendirmesi (FEES), yutma fonksiyonunu ve aspirasyon riskini değerlendirmek için kullanılır. Ayrıca, vokal kord fonksiyonunu değerlendirmek için laringoskopi yapılabilir.

Tedavi: Tedavi, disfajinin nedenine ve şiddetine göre belirlenir:

  • Yutma Terapisi: Kompansatuvar stratejiler (çene tuck, baş rotasyonu), güçlendirme egzersizleri ve duyusal stimülasyon teknikleri içerir.
  • Diyet Modifikasyonu: Gıda kıvamının ayarlanması, küçük lokmalar ve sık beslenme önerilir.
  • Vokal Kord Medializasyonu: Unilateral vokal kord paralizisine bağlı disfajide, enjeksiyon laringoplasti veya tiroplasti uygulanabilir.
  • Özofageal Dilatasyon: Özofageal striktür durumunda, endoskopik dilatasyon yapılabilir.
  • Enteral Beslenme: Şiddetli disfaji ve aspirasyon riski durumunda, nazogastrik tüp veya perkütan endoskopik gastrostomi (PEG) ile beslenme gerekebilir.

Prognoz: Postoperatif disfaji, çoğu hastada geçicidir ve 1-3 ay içinde kendiliğinden düzelir. Ancak, rekürren laringeal sinir hasarı, özofagus hasarı veya yaygın skar dokusu varlığında, kalıcı disfaji gelişebilir.

Psikolojik Etkiler

Tiroid cerrahisi ve sonrasındaki süreç, hastalarda çeşitli psikolojik etkilere neden olabilir. Bu etkiler, hastanın yaşam kalitesini, tedaviye uyumunu ve genel sağlık durumunu önemli ölçüde etkileyebilir.

İnsidans: Tiroid cerrahisi sonrası psikolojik etkilerin insidansı değişkendir. Anksiyete %25-50, depresyon %10-25, beden imajı bozukluğu %15-30 ve yaşam kalitesinde azalma %20-40 oranında bildirilmiştir. Risk, genç yaş, kadın cinsiyet, tiroid kanseri tanısı, komplikasyon varlığı ve sosyal destek eksikliği durumunda artar.

Psikolojik Etkiler:

  • Anksiyete: Cerrahi öncesi ve sonrası dönemde yaygındır. Özellikle tiroid kanseri tanısı alan hastalarda, nüks korkusu ve belirsizlik anksiyeteyi artırabilir.
  • Depresyon: Tiroid hormon dengesizliği, fiziksel kısıtlılıklar, beden imajı değişiklikleri ve yaşam tarzı değişiklikleri depresyona neden olabilir.
  • Beden İmajı Bozukluğu: Boyun skarı, ses değişiklikleri ve tiroid hormon replasman tedavisine bağlı kilo değişiklikleri, beden imajını etkileyebilir.
  • Kognitif Değişiklikler: Tiroid hormon dengesizliği, konsantrasyon güçlüğü, hafıza problemleri ve düşünce yavaşlamasına neden olabilir.
  • Sosyal İzolasyon: Fiziksel kısıtlılıklar, ses değişiklikleri ve psikolojik sıkıntılar, sosyal etkileşimleri azaltabilir.
  • Cinsel Disfonksiyon: Tiroid hormon dengesizliği, yorgunluk ve psikolojik faktörler, cinsel istek ve fonksiyonu etkileyebilir.

Değerlendirme: Psikolojik değerlendirme, klinik görüşme, standardize ölçekler (Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Yaşam Kalitesi Ölçekleri) ve gerekirse psikiyatrik konsültasyon ile yapılır.

Tedavi: Tedavi, psikolojik etkinin tipine ve şiddetine göre belirlenir:

  • Psikoterapi: Bilişsel-davranışçı terapi, destekleyici terapi, stres yönetimi ve gevşeme teknikleri içerebilir.
  • Farmakoterapi: Şiddetli anksiyete veya depresyon durumunda, antidepresan veya anksiyolitik ilaçlar kullanılabilir.
  • Destek Grupları: Benzer deneyimleri olan hastalarla etkileşim, normalleştirme ve başa çıkma stratejileri sağlayabilir.
  • Eğitim ve Bilgilendirme: Hastalık, tedavi ve beklenen sonuçlar hakkında kapsamlı bilgilendirme, anksiyeteyi azaltabilir.
  • Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, yeterli uyku ve stres yönetimi, genel iyilik halini artırabilir.

Önleme: Psikolojik etkileri önlemek veya azaltmak için, preoperatif psikolojik hazırlık, kapsamlı bilgilendirme, gerçekçi beklentilerin oluşturulması, sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesi ve düzenli psikolojik değerlendirme önemlidir.

Erken Komplikasyonlar

  • Kanama ve hematom
  • Rekürren laringeal sinir hasarı
  • Hipoparatiroidizm/Hipokalsemi
  • Yara yeri enfeksiyonu
  • Superior laringeal sinir hasarı

Geç Komplikasyonlar

  • Kalıcı hipoparatiroidizm
  • Kalıcı ses kısıklığı
  • Hipertrofik skar ve keloid
  • Yutma güçlüğü
  • Psikolojik etkiler

Risk Faktörleri

  • Total tiroidektomi
  • Santral boyun diseksiyonu
  • Reoperation
  • Büyük guatr
  • Graves hastalığı
  • İnvaziv kanser
  • Cerrahın deneyim eksikliği

Memorial Ankara Hastanesi

Bilimle Teknolojiyi Birleştiren Bir Dünya Hastanesi

Icon

SGK Anlaşmaları Kapsamında Hizmet

Memorial Ankara Hastanesi'nde SGK Kapsamında Hizmet Verilmektedir.

Icon

JCI-Joint Commission International

Uluslararası Kalite ve Güvenilirlik Belgesi

Ankara Hastanesi