
Bariatrik cerrahinin en önemli metabolik etkilerinden biri, tip 2 diyabetin remisyonudur. Bariatrik cerrahi sonrası diyabet remisyon oranları, cerrahi yönteme göre değişmekle birlikte, LSG için %60-80, RYGB için %80-90, BPD-DS için %90-98 arasındadır. Diyabet remisyonu, genellikle ameliyattan hemen sonra, kilo kaybından bağımsız olarak başlamaktadır. Bu hızlı iyileşme, bariatrik cerrahinin sadece kilo kaybı ile değil, hormonal ve metabolik mekanizmalarla da etki gösterdiğini kanıtlamaktadır.
Diyabet remisyonunun mekanizması, karmaşık ve multifaktöriyeldir. İlk mekanizma, kalori kısıtlaması ve kilo kaybıdır. Kalori alımının azalması ve yağ dokusunun (özellikle visseral yağ) azalması, insülin direncini azaltmakta ve glisemik kontrolü iyileştirmektedir. İkinci mekanizma, inkretin etkisidir. Bariatrik cerrahi sonrası, GLP-1 ve GIP gibi inkretin hormonlarının seviyelerinde artış meydana gelmektedir. Bu hormonlar, glukoza bağlı insülin sekresyonunu artırmakta, glukagon sekresyonunu azaltmakta ve beta hücre fonksiyonunu iyileştirmektedir. Üçüncü mekanizma, bağırsak adaptasyonudur. Bariatrik cerrahi sonrası, bağırsak morfolojisi ve fonksiyonunda değişiklikler meydana gelmekte, L hücrelerinin sayısı ve aktivitesi artmakta ve glukoz transporterlarının ekspresyonu değişmektedir. Dördüncü mekanizma, safra asidi metabolizmasındaki değişikliklerdir. Bariatrik cerrahi sonrası, safra asidi seviyeleri ve kompozisyonu değişmekte, bu da FXR ve TGR5 reseptörleri aracılığıyla glukoz metabolizmasını etkilemektedir. Beşinci mekanizma, bağırsak mikrobiyotasındaki değişikliklerdir. Bariatrik cerrahi sonrası, bağırsak mikrobiyota kompozisyonu değişmekte, bu da kısa zincirli yağ asitleri üretimini ve inflamatuar süreçleri etkilemektedir.
İnsülin direncinde iyileşme, bariatrik cerrahinin önemli metabolik etkilerinden biridir. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıkların patogenezinde merkezi rol oynamaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası, insülin duyarlılığı hem karaciğerde hem de periferik dokularda (kas ve yağ dokusu) artmaktadır. Bu iyileşme, kalori kısıtlaması, kilo kaybı, visseral yağ azalması, adipokinlerdeki değişiklikler (leptin azalması, adiponektin artışı), inflamasyonun azalması ve bağırsak hormonlarındaki değişiklikler ile ilişkilidir. İnsülin direncindeki iyileşme, HOMA-IR, insülin duyarlılık indeksi (ISI) ve hiperinsülinemik-öglisemik klemp gibi yöntemlerle ölçülebilmektedir. Bariatrik cerrahi sonrası insülin direncindeki iyileşme, sadece diyabet remisyonuna değil, aynı zamanda kardiyovasküler risk faktörlerinin azalmasına da katkıda bulunmaktadır.
Lipid profilinde düzelmeler, bariatrik cerrahinin kardiyovasküler risk faktörlerini azaltan önemli metabolik etkilerindendir. Bariatrik cerrahi sonrası, total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliserid seviyelerinde azalma, HDL kolesterol seviyelerinde ise artış meydana gelmektedir. Bu değişiklikler, kilo kaybı, insülin duyarlılığının artması, karaciğer yağlanmasının azalması, bağırsak hormonlarındaki değişiklikler ve safra asidi metabolizmasındaki değişiklikler ile ilişkilidir. Lipid profilindeki düzelmeler, cerrahi yönteme göre değişmekle birlikte, malabsorptif bileşeni olan yöntemlerde (RYGB, BPD-DS) daha belirgindir. Bariatrik cerrahi sonrası, statin ve diğer lipid düşürücü ilaç ihtiyacı önemli ölçüde azalmaktadır. Lipid profilindeki düzelmeler, kardiyovasküler hastalık riskinin azalmasına ve uzun dönemde kardiyovasküler mortalite ve morbiditenin düşmesine katkıda bulunmaktadır.
Hormonal değişimler, bariatrik cerrahinin metabolik etkilerinin temelini oluşturmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası, bağırsak hormonları (GLP-1, PYY, oxyntomodulin) artmakta, açlık hormonu (ghrelin) azalmakta ve adipokinlerde (leptin, adiponektin, resistin) değişiklikler meydana gelmektedir. GLP-1, glukoza bağlı insülin sekresyonunu artırmakta, glukagon sekresyonunu azaltmakta, beta hücre fonksiyonunu iyileştirmekte, mide boşalmasını yavaşlatmakta ve iştahı azaltmaktadır. PYY ve oxyntomodulin, iştahı azaltmakta ve enerji harcamasını artırmaktadır. Ghrelin, iştahı artıran bir hormondur ve bariatrik cerrahi (özellikle LSG) sonrası seviyeleri azalmaktadır. Leptin, yağ dokusundan salgılanan ve tokluk hissi veren bir hormondur; bariatrik cerrahi sonrası seviyeleri azalmakta, ancak leptin duyarlılığı artmaktadır. Adiponektin, insülin duyarlılığını artıran ve anti-inflamatuar etkileri olan bir adipokindir; bariatrik cerrahi sonrası seviyeleri artmaktadır. Bu hormonal değişimler, bariatrik cerrahinin kilo kaybı, iştah kontrolü, glukoz metabolizması ve enerji dengesi üzerindeki etkilerine katkıda bulunmaktadır.
Barsak mikrobiyotasındaki değişimler, bariatrik cerrahinin metabolik etkilerine katkıda bulunmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası, bağırsak mikrobiyota kompozisyonu önemli ölçüde değişmektedir. Genel olarak, Firmicutes/Bacteroidetes oranı azalmakta, Proteobacteria ve Verrucomicrobia gibi fila artmakta, mikrobiyota çeşitliliği ve zenginliği değişmektedir. Bu değişiklikler, kısa zincirli yağ asitleri (asetat, propiyonat, bütirat) üretimini, safra asidi metabolizmasını, bağırsak geçirgenliğini ve sistemik inflamasyonu etkilemektedir. Barsak mikrobiyotasındaki değişimler, bariatrik cerrahinin kilo kaybı, glukoz metabolizması, lipid profili ve inflamasyon üzerindeki etkilerine katkıda bulunmaktadır. Ancak, bu değişimlerin nedensel mi yoksa sonuçsal mı olduğu henüz tam olarak anlaşılamamıştır ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Sistemik inflamasyonda azalma, bariatrik cerrahinin önemli metabolik etkilerinden biridir. Obezite, kronik düşük dereceli inflamasyon ile karakterizedir ve bu durum, insülin direnci, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve diğer obezite ile ilişkili komorbiditelerin patogenezinde rol oynamaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası, proinflamatuar sitokinlerde (TNF-α, IL-6, IL-1β) azalma, anti-inflamatuar sitokinlerde (IL-10, adiponektin) artma ve akut faz reaktanlarında (CRP, fibrinojen) azalma meydana gelmektedir. Bu değişiklikler, kilo kaybı, visseral yağ azalması, bağırsak mikrobiyotasındaki değişimler ve bağırsak geçirgenliğindeki azalma ile ilişkilidir. Sistemik inflamasyondaki azalma, insülin duyarlılığının artmasına, endotel fonksiyonunun iyileşmesine ve kardiyovasküler risk faktörlerinin azalmasına katkıda bulunmaktadır.
Medical Park Ankara Hastanesi
Medical Park Ankara Hastanesi'nde SGK Kapsamında Hizmet Verilmektedir.

Uluslararası Kalite ve Güvenilirlik Belgesi
